Timur Taş Uçar Hoca

Timur Taş Uçar Hoca,islam,forum,rüşvet,darwinizim,ataizm,satanizm,yaradan,islam,ahlak,zina,din imamları,
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  
Yemek Tarifi 1299Güvercin Forum http://koxpcu.full-forum.com/

Paylaş | 
 

 rüşvet tarihi 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Points : 1365
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 14/04/09

MesajKonu: rüşvet tarihi 2   Çarş. Tem. 08, 2009 7:55 pm

Ferit Bey`in, daha Damat Ferit Paşa Hükümeti`nde Nafıa Nazırı(Bayındırlık Bakanı) iken Milli Mücadele aleyhine çektiği bir telgraf gazetelere sızdırılması üzerine Ferit Bey istifa etmek zorunda kaldı. Yerine Recep (Peker) Bey İçişleri Bakanı oldu. Sonuçta olaylara karıştığı iddia edilen 11 küçük memur azledildi. Yolsuzluklarda rolü olan milletvekilleri ve diğer nüfuzlu kişiler ise heyetin yetkisi dışında sayılmış, bunlar hakkında Ankara`ya gizli bir dosya gönderilmişti. Basının baskısı üzerine bu gizli rapor, 23 Temmuz 1924 tarihli gazetelerde yayınlandı. Raporda, söz konusu kişilerden Sebuhyan`ın kendisinden istenen 200 bin lira rüşveti vermediği için olay patlak verdiği anlatılıyordu. Ama olay hükümetten kurban verilmeden apar topar kapatıldı. (Ayrıntılı bilgi: Ahmet Emin Yalman, Gördüklerim ve Geçirdiklerim, Pera Yayıncılık ve Turizm A.Ş. c. II, s. 932-952)

`HAVUZ-YAVUZ OLAYI` . Ardından Birinci Dünya Savaşı`nın baş kahramanlarından Yavuz zırhlısının onarımı için inşa edilen havuzla ilgili skandal patlak verdi. Mayıs 1924`ten Ağustos 1927`ye kadar uzayan havuz inşaatı sırasında yaşanan yolsuzluklar, bu da yetmezmiş gibi Yavuz`un havuza indirilirken kırılması üzerine Yavuz`un tamiri bir başka şirkete verilmiş, bu şirkette de İhsan Bey`in 20 yıllık arkadaşı Hakkı Bey`in ortaklığının olduğu ortaya çıkmıştı. Dahası, tamir bir türlü başlayamamıştı, çünkü sigorta şirketleri bir önceki havuz kırılması olayından dolayı sigorta birimlerini beş kat arttırmışlardı ve bunu Bakanlığın ödemesini istiyorlardı.

Olaylar bir hükümet değişikliğine rastlamıştı. Bakanlar Kurulu 1 Kasım 1927`de istifa edecekti. İsmet İnönü Bahriye Nazırlığı`nın kaldırılacağını söylemişti. Bu haberler ortada iken İhsan Bey 30 Ekim`de apar topar yeni bir anlaşma yaptı. Bunu duyan İnönü çılgına döndü. Konuyu Mustafa Kemal`e açtı. 24 Aralık 1927`de yeni kurulan İnönü hükümetinin ilk işi, İhsan Bey hakkında meclis soruşturması açılmasını istemek oldu. Meclis İhsan Bey`in dokunulmazlığını kaldırdı ve Yüce Divan`a gönderdi. Dava 16 Nisan 1928`de sonuçlandı. Mahkeme Eski Bahriye Vekili İhsan Bey`i `fesat karıştırmak suretiyle rüşvete teşebbüs ettiğinden` iki sene ağır hapis cezasına çarptırdı. Sanıklardan Sapancalı Hakkı Bey bir yıl, Nazım ve Dr. Fikret beyler dörder ay hapis ve yüzer lira ağır para cezası aldılar. Bunca skandaldan sonra, Mustafa Kemal`in 1934`te Soyadı Kanunu çıktığında İhsan Bey`e `Eryavuz` soyadını vermesi ise güya, İhsan Bey`i `arlandırmak` (terbiye etmek) içindi! (Ayrıntılı bilgi: Mehmet Altun, “Havuz-Yavuz olayıâ€�, Toplumsal Tarih, S.110, Şubat 2003, s.36-39)

ESKİ DEFTERLER . İkinci olay yaşanırken, un ve zahire fiyatlarının yükselmesini önlemek için Ticaret Bakanlığı emrine verilen 500 bin liranın harcanmasında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey hakkında Meclis bünyesinde bir soruşturma komisyonu oluşturulmuştu. 14 Nisan 1928`de dokunulmazlığı kaldırılarak Divân-ı Âli`ye (Yüce Divan) sevk edilen Ali Cenani Bey, 1 ay hapis ve ortaya çıkan zarar olan 170 bin lirayı tazmin etme cezasına çarptırıldı.

1929 yılında, Sultan Reşad döneminde kurulan Ahmet Muhtar Paşa hükümetinde Bahriye Nazırı olan Mahmut Muhtar Paşa(Katırcıoğlu), 1911 yılında Anadolu Demiryolu Kumpanyası ile ilgili bir işte, Times Iron Works fabrikasına verilen 20 bin İngiliz lirası yüzünden Divân-ı Âli`ye verildi. Araya giren Trablusgarp ve Balkan savaşları, onu takip eden Milli Mücadele yılları dolayısıyla olay unutuldu sanılırken, Dünya Büyük Buhranı dolayısıyla kasası boşalan Cumhuriyet yönetimi eski defterleri açmış ve eski bakanın yakasına yapışmıştı. Dava sonunda, hazinenin zararı olan 22.411 altının, yüzde beş iskonto ile Mahmut Muhtar Paşa`dan tahsil edilmesine karar verildi.

Tek Parti döneminde bürokratik elit, devletçi politikaların nimetlerinden yararlanarak, kendine rant sağlamayı ihmal etmedi. İkinci Dünya Savaşı sırasında alıp başını giden karaborsacılık, karne yolsuzlukları, 1947`de Marshall Yardımları ile başlayan ithal malları tahsislerindeki yolsuzluklar, bakır, kalay, lastik yolsuzlukları yüzünden Gümrük ve Tekel Bakanı Suat Hayri Ürgüplü ve bakanlığın pek çok memurları yargılandı ama Ürgüplü beraat ederken, memurlar ufak tefek cezalarla kurtuldular. Cumhuriyet`in bu ilk çeyreğindeki yolsuzlukların arkasında `devlet eliyle ferdi zengin etmek` politikaları yatıyordu.

1950-1960`LAR . 1950`ler ise `bürokratik devleti yıkarak yerine liberal devleti kurduğunu` iddia eden DP ile kamu yönetimi bürokrasisi arasındaki savaşla geçti. DP`nin ilk işi yeni kurulan ve daha sonra kamu maliyesine büyük yük olacak Kamu İktisadi Teşekkülleri`ne (KİT) adamlarını yerleştirmek burada çalışan memurlara daha yüksek ücret vermek ve ücretli yurt dışı gezilerine göndermek oldu. Ama 1960 darbesinden sonraki Yassıada yargılamalarında Milli Birlik Komitesi(MBK) `köpek`, `bebek` ve `don` suçlamalarından öteye gidemedi.

1960 darbesinden sonraki dönemin ilk rüşvet davası 1961 yılında MBK hükümeti bakanlarından Ticaret Bakanı Mehmet Baydur`un İngiltere`de bir firmaya arpa satışı sırasında yolsuzluk yaptığı iddiasıyla yargılandı ama sonunda suçsuz olduğu ortaya çıktı. 1963`te DDY Genel Müdürlüğü`nce alınacak dizel lokomotifler için açılan ihalede yolsuzluk iddialarını soruşturmak için Meclis`te kurulan Tahkikat Komisyonu`nun Millet Partili üyesi Memduh Erdemir, yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir şey bulunamadığını söyleyince, yolsuzluğu ortaya çıkarmaya fazlaca kafayı takmış olan parti başkanı Osman Bölükbaşı, intihara teşebbüs etmiş, son anda kurtarılmıştı. Elbette Bölükbaşı`nın bu dramatik tepkisi bazılarına pek garip görünmüştü!

HAYALİ İHRACATIN İCADI. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel`e çok yakın bir isim olan eski DP`li Mıgırdıç Şellefyan`ın 1962`de Gaziantep Havaalanı ihalesini aldıktan sonra batması ve teneke yolsuzluğu bugünkülerin yanında çocuk oyunu kalıyordu ama Şellefyan`ın Süleyman Demirel`in yeğeni Yahya Demirel`le birlikte 1975`te mobilya diye sunta ihraç ederek o günün parasıyla 25 milyon lira vergi iadesi almaları Türkiye`yi hala yakasını kurtaramadığı `hayali ihracat` belasıyla tanıştırdı. Sivil kesim yapar da asker kesimi durur mu? Elbette durmadı.

LOCKHEED SKANDALI. Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) 1974-1975 yıllarında Aeritalia şirketinden Lockheed-Martin lisansıyla üretilen 40 adet uçak satın almıştı.1976`da, Lockheed-Martin`in yeminli denetçisi, ABD Senatosu`na verdiği ifadede, şirketin uçak satabilmek için Hollanda, Japonya, İtalya ve Türkiye`de askeri yetkililere 1971-1975 yılları arasında toplam 24 milyon dolar rüşvet verdiğini söylediğinde hem TBMM, hem de Genelkurmay Başkanlığı, iddiaları araştırmak için birer komisyon kurmak zorunda kaldı. Soruşturma sırasında, Aeritalia`nın Eylül 1975`te deprem felaketine uğrayan Lice`de bir okul yaptırması için Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya`ya 30 bin dolar verdiği ortaya çıkınca kıyamet koptu. Alpkaya, `konudan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar`ın haberi vardıâ€� dedi ama Genelkurmay Başkanı bunu reddetti. Sonuçta, komisyonun raporu üzerine, Lockheed`in Türkiye Temsilcisi Altay Kolektif Şirketi`nin sahibi Nezih Dural, rüşvet verme suçundan tutuklandı. Cumhurbaşkanı Korutürk ve Başbakan Demirel aralarında anlaşarak Emin Alpkaya`yı 5 Mart 1976`da istifaya zorladılar. 7 Nisan`da açılan dava, jet hızıyla yürütüldü ve 30 Nisan`da Alpkaya`nın beraatı ile sonuçlandı. Genelkurmay Başkanı Semih Sancar kararı temyiz ettiyse de, Askeri Yargıtay beraat kararını onayladı.

Bir genel, bir ara seçimden sonra hükümetler ve ordu komuta kademesi değişti. Lockheed Skandalı`yla ilgili soruşturmalar, 12 Eylül 1980 darbesinden önceki son hükümetin Başbakanı Demirel tarafından şu sözlerle kapatıldı: “Bence Lockheed bir muammadır. Üzerinde çok uğraşılmış, bir şey çıkarılamamıştır. Kişi suçu ispatlanmadıkça suçsuzdur, ispatlarlarsa ben de üstüne varırım. Biz üstümüze düşeni yaptık. Çok iyi yaptık...`

Halbuki TBMM Susurluk Komisyonu Raporu`nun genel değerlendirme bölümündeki şu ifadeler üzeri örtülen pisliğin anahtar niteliğine işaret ediyordu: `Bütün dünyada yankılar uyandıran uluslararası rüşvet ve yolsuzlukların önemli bir örneği olan Lockheed olayı ülkemizi de yakından ilgilendirmiştir. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi`nde 1976 yılında Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur. 15 ay çalışma neticesinde 524 sayı ile 278 sayfalık bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapor bugün tartıştığımız gerçekleri yıllar önce görmemizi sağlayabilirdi. O nedenle raporun yeniden gün ışığına getirilmesi uygun olacaktır.` Tahmin edileceği gibi kimse komisyonun bu tavsiyesine kulak asmadı. (Aktaran Mehmet Altan, “Lockheed olayı örtbas edildiâ€�, 24 Ağustos 2002, Radikal)

TAHSİN ŞAHİNKAYA. 12 Kasım 2001 tarihli Hürriyet`teki bir haber olayı tekrar gündeme getirdi. Haberde, emekli büyükelçi Yalım Eralp “O tarihte [1981] Washington`da Büyükelçilik Müsteşarı olarak görev yapıyordum. ABD`liler Kongre`de bana, `Sizinkiler olayı kasten manipüle edip, rüşvetle F-16 yerine öbür uçak F-18`i almaya gayret ediyorlar` demeye getirdiler... Aynı bilgi, Büyükelçi Şükrü Elekdağ`a da verildi. Şükrü Bey`le, bunu Ankara`ya bildirmeli ama nasıl yapacağız diye düşündük. Şifreyle göndermeyi önerdi; `9 tane basılır, birçok kimse okur` dedim. Bilgilerde falanca askerî kişilerin otelde buluşmaları, rüşvet aldıkları gibi ayrıntılar da vardı. Öyle bir tarif yapılıyordu ki, zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya sonucu çıkıyordu...â€� diyordu ama elbette Şükrü Elekdağ bu iddiayı reddettiği gibi, 12 Eylül`ün darbecilerini yargılamayı yasaklayan anayasa maddesi yüzünden malum şüphelilerin üstüne gidilemedi....

1980 sonrasındaki `neo-liberal` dönemin yolsuzluk ve rüşvet hikayeleri Kanuni dönemini aratmadı. Son yaşadıklarımız ise, yasalardaki yeni düzenlemelere, AB kriterlerine, uluslar arası denetime rağmen, bir arpa boyu yol gitmediğimizi gösteriyor.

Özet Kaynakça: Ahmet Mumcu, Osmanlı Devletinde Rüşvet, İnkilab Kitabevi, İstanbul 1985; Ahmet Gökçen, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Kanunları ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, İstanbul 1989; Kemal Daşçıoğlu, “Osmanlı Döneminde Rüşvet ve Sahtekârlık Suçları ve Bunlara Verilen Cezalar Üzerine Bazı Belgeler``, Sayıştay Dergisi, 2005, Ekim-Aralık, S: 59, s.119-124.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://timurtashoca.yetkinforum.com
 
rüşvet tarihi 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Timur Taş Uçar Hoca :: Türkiye :: Rüşvet-
Buraya geçin: