Timur Taş Uçar Hoca

Timur Taş Uçar Hoca,islam,forum,rüşvet,darwinizim,ataizm,satanizm,yaradan,islam,ahlak,zina,din imamları,
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  
Yemek Tarifi 1299Güvercin Forum http://koxpcu.full-forum.com/

Paylaş | 
 

 İşte Türk rüşvet tarihi! 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Points : 1365
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 14/04/09

MesajKonu: İşte Türk rüşvet tarihi! 1   Çarş. Tem. 08, 2009 7:54 pm

İşte Türk rüşvet tarihi!

Muhalefet ve iktidar arasında uçuşan rüşvet belgeleri, yolsuzluk suçlamaları, Deniz Feneri iddiaları, Çankaya `yamyamları`, açıklanamayan mal varlıkları tartışmaları tüm şiddetiyle devam ededursun, Taraf`tan Ayşe Hür rüşvetin tarihini yazdı. 1980`den sonra artış gösterdiğine dikkat çeken Ayşe Hür`e göre, süreç `2001`de kokuşmuş sistem tarafından tam 65 milyar dolarımızın hortumlandığının ortaya çı



Taraf gazetesinde `Tarih Defteri` sayfasını hazırlayan Ayşe Hür`ün bu pazarki yazısı...

`Bal tutan parmağını yalar` ülkesi

`Selam verdim rüşvet değil diye almadı`, `devletin malı deniz yemeyen domuz`, `domuzdan bir kıl koparmak kardır`, `ye kürküm ye`, `su akarken küpünü dolduracaksın`, `bal tutan parmağını yalar`, `benim memurum işini bilir` gibi özdeyişlerle büyümüş kuşaklarız. Sadece 1980 sonrasında olanları hatırlayalım: Yüce Divan`da ve mahkemede rüşvet ve görevi kötüye kullanmaktan mahkum olan bakanlar, `Lockheed Skandalı`, `Karayolları Yolsuzluğu`, `İLKSAN Yolsuzluğu`, Türkbank, İstanbul Bankası ve Hisarbank yolsuzlukları ve sayısız `hayali ihracat`...İş adamı Selim Edes`in, Turgut Özal`ın prenslerinden Emlak Bankası Genel Müdürü Engin Civan`a bankayla ilgili bir arazi alışverişi dolayısıyla verdiği 3.5 milyon Dolar rüşveti geri istediğinde Engin Civan`ın kendisine “makbuzun falan var mı, muhasebeciyi çağıralımâ€� demesi üzerine tarihe geçen “rüşvetin belgesi mi olur p.....k!â€� cevabı ile sembolize olan süreç 2001`de kokuşmuş sistem tarafından tam 65 milyar dolarımızı hortumlandığının ortaya çıkmasıyla sonlanmıştı.

AKP`NİN DOSYASI . 2002`den beri güya rüşvet ve yolsuzlukla mücadele konusunda iddialı olan bir parti tarafından yönetiliyoruz. Ama, Cumhurbaşkanı Gül`ün dokunulmazlık sayesinde yargılanamadığı ama Necmettin Erbakan`ın mahkûm olduğu `Kayıp Trilyon Davası`, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Mehmet Zeki Atlı`nın ve Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak`ın tapu sicil müdürlüklerindeki rüşvet iddiaları üzerine `vatandaşın ev alırken mutlu olup da memura verdiği 15-20 milyon liranın rüşvet değil bahşiş olduğunu` söylemeleri, `Ofer`, `Ali Dibo`, `Çalık` muammaları, belediyelerdeki imar yolsuzlukları, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli`nin 1 milyon dolarlık `iş takibi`, Almanya`daki Deniz Feneri yolsuzluğuna AKP`nin tepkisi hayal kırıklığı yaratıyor. Yolsuzlukla demokrasi ters orantılıdır diyenler haklı görünüyor. Televizyonda AKP`li Dengir Mir Mehmet Fırat ile CHP`li Kemal Kılıçdaroğlu`nun pek `medeni` tartışmasını izlerken, arka plandaki sayısız `medeniyetsizlikleri` düşünürken buldum kendimi ve aşağıdaki yazıyı yazdım. (Sayfayı bağladıktan sonra, gazetelerde Ankara`nın Çankaya İlçesi`nin CHP`li Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz`a ait olduğu iddia edilen bir telefon dinlemesinin utanç verici dökümleri boy gösterdi. Bakalım arkası nasıl gelecek?)

KADİM SUÇLARDAN . Halen İstanbul Arkeoloji Müzesi`nde bulunan bir Sümer tableti rüşvetin ilk belgesi sayılabilir. Sümerolog Veysel Donbaz`ın çözdüğü “Sümer okul günleriâ€� adlı tablette okulun başarısız bir öğrencisinin ailesinin öğretmeni evlerine davet edip yedirip içirmesi v türlü hediyeler vermesi anlatılıyor. Tabletin devamında, bu ağırlamanın sonucunu okuyoruz: Başarısız çocuk birden sınıfın en başarılı öğrencisi olmakla kalmıyor, ardından sınıf başkanı bile seçiliyor.

2.300 yıl öncesine ait bir Çin metninde, yolsuzluğun 40 yolu sayılmış. Belgeye göre, rüşveti önlemek için memurlara verilen `yang-lien` adlı ek ödeme yapılıyormuş, ama sonucun ne olduğu yazılı değil belgede.

“Nasıl dilin ucundaki balı veya zehri tatmamak mümkün değilse, devlete hizmet edenlerin de kralın hâsılatının en azından küçük bir parçasını yiyip bitirmemesi mümkün değildir. Nasıl sudaki bir balığın su içip içmediğini tespit edemezsek, devlete hizmet edenlerin de kendileri için para alıp almadıklarını tespit edemeyiz.â€� Bu satırlar da Hint hukukunun temel kaynaklarından sayılan MÖ 400`lü yıllarda yazılmış Arthasastra`dan alınma.

Eski Yunan`da yaşamış ünlü filozof Platon “devlet memurları hiçbir hediye almadan hizmet etmelidirler. Buna uymayanlar yargı kararlarıyla cezalandırıldığında cenaze merasimi yapılmadan gömülmelidirlerâ€� derken, herhalde yolsuzluğun ne boyutlara ulaşabileceğini tahmin etmemiş.

`İHTİYAÇ İPİ` . Rüşvet kelimesinin kökeni, Arapça kuş yavrusunun, kendisini beslemeye gelen annesine boynunu uzatması anlamına gelen reşâ fiili. Aynı kökten gelen rişâ ise, kuyudan su çıkarmaya yarayan kovanın ipi demek. Rüşvet vermenin kuyuya kova sarkıtmaya benzetilmesine bakılırsa, rüşvet `ihtiyaç ipi` anlamına geliyor.

İslam hukukunun ilk ve temel kaynağı olan Kur`an`da rüşvet konusunda kesin hükümler yoktur. Sadece, Bakara Suresi`nin 188. ayetinde “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarının bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere vermeyinâ€� der. Bu ifade bazı çevirilere `Hâkimlere rüşvet vermeyin` şeklinde geçmiştir ki bu yanıltıcıdır. Eksikliği fark eden fıkıh uzmanları çareyi Hazreti Muhammed`in rüşvet ile ilgili hadislerine dikkat çekmekte bulurlar ki, bunların en ünlüsü “rüşvet verene de, alana da, ikisi arasında vasıta olanlara da Allah lanet eylesinâ€� ve “rüşvetten gelişen her cesede en layık şey ateştirâ€� hadisleridir. Ancak ne söz konusu ayette, ne de hadislerde rüşvetin cezası belirtilmemiştir.

Bazı fıkıh uzmanları, rüşvet failine malî ceza verilebileceğini savunurlar. Bazılarına göre görevden uzaklaştırma cezası verilmelidir. Bazıları uzaklaştırılmayı gerektiren bir suç işleyen memura, ayrıca kırk sopa vurulmasını, bazıları kırbaç veya sürgün cezası verilebileceğini ileri sürerler. Ama ortada kesin bir ceza olmadığı için, rüşvet devam eder gider.

HEDİYE MÜBAHTIR . Rüşvetin can yoldaşı `hediye` ise, Arapça`da toplamak, bir araya getirmek, birbirine katmak, biriktirmek anlamlarına gelir. İslam dinine göre hediye almak ve vermek teşvik edilen ve hoş karşılanan bir şeydir. Peygamberin “Hediyeleşin ki birbirinizi daha çok sevinâ€� “Hediyeleşin çünkü hediye göğüsteki kini giderirâ€� gibi hadisleri buna dayanak gösterilir.

Peygamberin bu hadislerine rağmen Hazreti Ömer, halifeliği esnasında hediye kabul etmemiş, kabul etmek zorunda kaldığında ise onu devlet hazinesine vermiştir. Kendisine bu konuda sorulan soruyu ise “ O (verilen şey), Allah Resulü için hediyedir, bizim için ise rüşvettir. Çünkü insanlar, Allah Resulünün nübüvvet makamına hürmeten hediye verirlerdi; bize ise ancak işgal ettiğimiz makamdan dolayı hediye vermektedirlerâ€� diye cevaplamıştır. Bugün Maliki ve Şafii hukukçulara göre, devlet yöneticileri eğer hediye alırsa emrinde çalışanlar da ona uyarak hediye almaya başlarlar ki, bu rüşvet kapısının aralanması anlamına gelir. Bu yoruma rağmen, Hanefi hukukçuların çoğu, hediyenin değerinde veya miktarındaki bu artışın, kişinin malındaki veya kazancındaki artışla paralellik göstermesi halinde verilen hediyeyi hukuka uygun görürler ve Hazreti Ömer`in kemiklerini sızlatırlar!

ÇANDARLI`YLA BİSMİLLAH . Gelelim İslam hukukunun nasıl uygulandığına. Neşrî Tarihi`nde, Osmanlı Devleti`nin ikinci sultanı Orhan Bey zamanında (1326-1360) askeri teşkilatın ilk adımı sayılan `yaya` (piyade) sınıfı kurulurken “Padişah hizmetinde olalum deyü çok kişiler kadıya rüşvetler virüb yalvardılar. Beni yaz didiler...â€� denir. Sözü edilen kadı, Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa`dır.

Lütfi Paşa, Asafname adlı eserinde Yıldırım (I) Bayezid (1389-1402) döneminde rüşvetin adalet teşkilatına kadar girdiğini anlatır. Özellikle kadılar rüşvet almakta işi öyle ileri götürmüşlerdir ki, devlet katında tedbirler almak lazım gelmiştir.

Kanuni Sultan(I) Süleyman devrinin (1512-1566) son yıllarında rüşvet artık devletin bütün mekanizmalarına hâkim olmuştur. Tarihçi Abdurrahman Şeref Efendi, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa`nın bir sefer dönüşü Kanuni`ye `omuzlarına değerli kumaşlar yüklenmiş 2 bin esir, omuzlarına birer kese akçe asılmış 200 esir, ellerindeki gümüş tepsilerde altın keseleri taşıyan 100 esir, ellerindeki altın tepsiler içinde inci ve mercan tespihler, gerdanlıklar, altın kadehler ve sair nefis eşya bulunan 200 esir` hediye ettiğini anlatır.

`İKBAL BİTİ` RÜSTEM PAŞA. Kanuni`nin damadı Rüstem Paşa, `Kehle-i ikbal` (İkbal Biti) lakabı ile anılırdı ki, bu lakap `ballı adamın üzerinde bit çıksa işe yarar` anlamına gelen bir beyitten ilham alınarak türetilmişti. Söz konusu beyit ise, Rüstem Paşa`yı çekemeyenlerin kendisi için `cüzamlı` dedikodularını çıkardığı bir dönemde paşanın üzerinde bit çıkması üzerine kaleme alınmıştı. İnanışa göre cüzamlının üzerinde bit çıkmazdı. Bit olduğuna göre, ya paşa cüzamlı değildi, ya da dedikodulardan bir bit sayesinde kurtulacak kadar `ballı` idi!

Tarihçi Peçevi`nin tarihçi Ali`den aktardığına göre III. Murat (1574-1595) rüşvet alan ilk padişahtır. III. Murat`ın vezirlerinden Şemsi Paşa, ataları Kızıl Ahmetli ailesinin öcünü almak için bir bahane bulup, padişaha 40 bin altın rüşvet verdiği gibi, bu tarihten sonra padişaha verilen dilekçeleri yüklü rüşvetler karşılığında almaya ve aldığı rüşvetlerin bir bölümünü de padişaha vermeye, böylece bir komisyoncu gibi çalışmaya başlamıştı.

1620`de II. Osman`a sunulan yazarı bilinmeyen Kitab-ı Müstetab, 1631`de I. İbrahim`e sunulan Koçi Bey Risalesi ve Katip Çelebi`nin 1652/1653`te sunduğu`Bozuklukların Düzeltilmesinde Tutulacak Yollar` risalesi ve Defterdar Sarı Mehmet Paşa`nın 1714-1717 arasında yazdığı tahmin edilen `Nesâyih ül-vüzerâ v`el-ümerâ veya Kitab-ı Güldeste` (Devlet Adamlarına Öğütler) bakılırsa, ekonomik ve sosyal gerilemeye bağlı olarak 17. yüzyıldan itibaren rüşvet iyice kurumsallaşmıştı. Hatta rüşvet listesinin başına padişah, arkasına sadrazamın adı yazılır olmuştu.

VALLAHİ DE BİLLAHİ DE . 1839 tarihli Tanzimat Fermanı uyarınca 1840 yılında Ceza Kanunnamesi yürürlüğe girdi. Bu kanunnamenin beşinci faslında rüşvet suçu geniş şekilde düzenlenmişti. 1849 yılında bütün memurlara rüşvet almayacaklarına ilişkin yemin etme usulü getirildi. İstanbul`da başta padişah olmak üzere bütün yüksek memurlar Kuran`a el basarak yemin ettiler. Taşrada görevli memurlar da bu yemini halkın gözü önünde yaptılar. 1855 yılında yürürlüğe giren 30 maddelik bir nizamname ile sırasıyla rüşvet, devlet malını çalmak, rüşvet sayılan ve sayılmayan hediyeler ve bunları alma kuralları düzenlendi. 1858`de Fransız Ceza Kanunu`ndan yararlanılarak eski ceza kanunun ilgili maddelerinde bazı düzeltmeler yapılarak rüşvet suçu ağırlaştırıldı, ama rüşveti önlemek mümkün olmadı.

Gazeteci Ali Suavi, 1875 yılında, Simav`da Nahiye Müdürü`nün odasında kimsesiz ve yoksul bir köylü kadının ninesinden kalmış 20 kuruş değerindeki toprak tencere, keser sapı gibi bir takım eşyanın bir köylüsü tarafından el konulduğundan şikayet etmesi üzerine, Nahiye Müdürü`nün kendisinden `şikayetleri yazma parası` adıyla istediği 60 kuruşu temin etmek için, Nahiye Müdürü tarafından oğlunu esnaftan birine yıllığı kırk kuruşa besleme olarak vermesini ve peşin ödenen 20 kuruşu Nahiye Müdürü`ne getirmesini nefretle anlatmıştır.

`ERMENİ FIRTINASI` . Birinci Dünya Savaşı sırasındaki yolsuzlukları, Beyoğlu`nun balozlarında, müzikhollerinde ve restoranlarında su gibi para harcayan savaş zenginlerini hızlıca geçelim. Osmanlı Devleti rüşvetle başa çıkamadan yerini Cumhuriyet`e bıraktığı için rüşvet suçu daha hafif olmak kaydıyla yeni döneme de aktarılmıştı. İlk rüşvet olayının gazetelere yansıması için çok beklemek gerekmedi. 1924 yılı Nisan ayından patlak veren ve basının `Ermeni Fırtınası` adını taktığı olayın esasını İstanbul Emniyet Müdürlüğü`nün verdiği emirle üç Ermeni ile daha önce `vatan haini` ilan edilerek sınır dışı edilen bir Rum`un rüşvet vererek Türkiye`ye dönmeyi ve mallarını `emval-i metruke` (terkedilmiş mal) sayılmaktan kurtarması oluşturuyordu.

Hükümet rüşvet iddialarına cevap vermek yerine konuyu hükümete güven meselesi yaptı. Güven oylamasında hükümete 80 milletvekili güvenoyu, 20 kişi güvensizlik oyu verdi. Geri kalanı da rey vermemek için savuşmuştu. Ancak gazetelerin ısrarı üzerine tahkikat açılmasına mecbur olundu. Soruşturma sürerken İç İşleri Bakanı Ferit(Tek) Bey eski Şer`iye Vekili (Adalet Bakanı) Mustafa Fevzi Efendi`nin ricası üzerine, söz konusu izni verdiğini açıkladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://timurtashoca.yetkinforum.com
 
İşte Türk rüşvet tarihi! 1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Timur Taş Uçar Hoca :: Türkiye :: Rüşvet-
Buraya geçin: